CaDı' NıN MeKaNıNa HoŞ GeLDiNiZ...

17/11/2009 - şlkjhj

kllşkl
.kjklş
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/4/2008 - SESSİZLİK...

merhaba sevgili blogcu arkadaşlarım...

çoğu arkadaşım görüyorum ki beni merak ediyor.böyle susmak onları meraklandırmak yanlış olsa gerek...

neden gelip yazı yazmadığımı gerçekten bilmiyorum...

yazmak istiyorum ama yazamıyorum...

elbette bi nedeni vardır bununda değil mi?ama nedeni de bilmiyorum.öyle bazen gelip yazayım diyorum geri vazgeçiyorum.burayı seviyorum.arkadaşlarımı da seviyorum.

ama elimde değil sanki...

bi isteksizlik mi benimkisi bilmiyorum.

sanırım bununda etkisi var.

isteksiz de olabilirim...

aslında kısacası nedeni bilmiyorum sadece sessiz kalıyorum.

üzgünüm...

üzgünüm...

not:birgün tekrar döneceğimi biliyorum...

2.not:internete çok gelmiyorum...

isimsiz cadı...

Yorum (17) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

6/3/2008 - BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

merhaba arkadaşlar.gerçekten bi gittim bi daha da gelmedim...

bilmiyorum sanırım gelmemeye alıştım...

yada bilmiyorum...

yinede özür diliyorum sizden...bu kadar ara vermemek lazım.şimdi geldim ama yazacak bi yazı yok elimde.o yüzden sevdiğim bi hikayeyi sizlerle paylaşıcam.yine de hikayenin bi kaç kısmı bence saçma.bi kişi eğer sevdiğinden uzak durmayı kafasına koymuşsa bunu sonuna kadar sürdürmeli.sonradan başka şekilde tekrar onu sevdiğini belirtmesi ve yanında olamaması onun sevdiğine daha çok acı verir...

neyse benim yorumum bu buyrun sizde okuyun :)

aslında başta yorum yapmamak gerek ama idare edin :)bazen yorum yapamadan duramıyorum.napimmm yine de bu hatalı bi davranıştır :D

isimsiz cadı

                                  BU KADAR SEVEBİLİR MİSİNİZ?

 

Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez… Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç… Birbirleriyle konuşacak cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse, kız ise ablasında… Sırf birbirlerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, şehrin öbür ucundaki o durağa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra…

 

Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hemde çok mutlu… Bazen işsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı, için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki… Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileride büyüdü; büyüdü… Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağmen çocuk sahibi olmayınca,’’bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur’’ diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler…’’Senin için ölürüm’’derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adama’’Hayır, ben senin için ölürüm’’ diye yanıt verirdi hep…

 

Bazen eve geldiğinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın, ‘’Bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak…’’ Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,’’Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi unutma’’  Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın, sonunda kimi zaman bir demek çiçek, kimi zaman en sevdiği çikolatalar, kimi zamanda pahalı armağanlarla karşılaşırdı… Aldığı hediyenin ne olduğu önemli değildi zaten… Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, işleri ne kadar yoğun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaşların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelere görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev gördü kadın, üzerinde’’satılık’’levhası asılı olan.’’Ne dersin, bu evi alalım mı?’’dedi adama. ’’Bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceğimiz bir deniz evi yapalım burayı…’’ ‘’Sen istersin de ben hiç hayır diyebilir miyim?’’diye yanıt verdi adam.’’Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçiyi… Kaç para olursa olsun, burası bizimdir artık…’’

 

Sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla.

 

Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı: ‘’Canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…’’

 

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama, ‘’senin için ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat’’ diye dil döktü boş yere… Yıllardır sevdiği adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer değiştirmişti sanki. Ona ulaşmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreği…

 

Bir gün, çocukluğunun, gençliğinin ve bütün hayatının birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken, ‘’Artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım’’diye sözünü kesti arkadaşı. ‘’O seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaş dolaş biniyorlar arabaya…’’  ‘’Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları’’ diye bağırdı kadın. Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla suçladı… Ertesi gün, öğle vakti o restorandın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduğunu anladı… Kocasının eskiden aynı hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın… Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken, ‘’Son bir kez kucaklamak isterim seni’’ diyecek oldu ama kadın, ‘’Defol’’ dedi nefretle…

 

İlk celsede boşandılar… Modern bir aşk hikâyesinin böyle son bulmasına kimse inanmadı. Arkadaşlarının desteğiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleştiğini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiğini hissedince, ağlama nöbetleri geçiriyor, aşkın yerini, en az onun kadar yoğun bir duygu olan nefretin kalması için dua ediyordu.

 

Aradan bir yıl geçti… Her şeyin ilacı olduğu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı. Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesini uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü. ‘’Sen, buraya ne yüzle geliyorsun’’ diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.

 

‘’Lütfen içeri girmeme izin ver, mutlaka konuşmamız gerekiyor.’’dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan sesle konuşmaya başladı: ‘’Hiçbir şey göründüğü gibi değil aslında. Çok üzgünüm ama o bir saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’da kongre sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrünün kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediğin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceğini biliyordu. Seni kendinden uzaklaştırmak için, benden sevgili rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleştiğimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaştığınız otobüs durağının karşısında bir ev tutmuştu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaşmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiştim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…’’  gözlerinden akan yaşları durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı nedense sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu kutuda. İlk kâğıtta, ‘’lütfen bütün notları sırayla oku BİRTANEM’’diyordu… Sırayla okudu;’’ Seni çok sevdim’’, ‘’Seni sevmekten hiç vazgeçmedim’’, ‘’Senin için ölürüm derdin hep, doğru söylediğini bilirdim.’’ ‘’fakat benim için ölmeni istemedim’’ ‘’Şimdi bana söz vermeni istiyorum.’’  ‘’Benim için yaşayacaksın, anlaştık mı?’’son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduğunu gördü kadın… Ve son kâğıtta şunlar yazıyordu:

          ‘’Sahildeki evimizi senin çizdiğin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla                                                                                              kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım…’’

yazarı bilinmiyor....

 

isimsiz cadı.

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/12/2007 - ÖYLESİNE...

kendimi hiç iyi hissetmiyorum.
aklım bazı konularda çok karışık.sıyrılmak istesemde düşüncelerden onlar beni bırakmıyor.
bazı anlar geliyor ki mutluyum,gülüyorum ama hepsi yalanmış meğer bilmiyor muşum.
mutluluğun ardından düşünceler üzüntüler gelir mi ki?
gelmemeli...
çünkü mutluysan tümüyle mutlusundur.değilsende olamazsın...
 
NOT: biraz müsade bana...
ardımda bir kaç satır ve hüzün bıraksam...
 
isimsiz cadı
Yorum (20) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/11/2007 - SOBEnin diğer bi versiyonu :)

yine sobelenmişim...Eee bari bu seferde katılalım sobeye :)) Aslında sobe sobe diye gidiyoruzda bazılarımız seviyor bazılarımızsa sevmiyor.bende pek sevmiyorum ama arada farklı olunca sobeler güzel oluyor.birde blogcular arasında daha iyi bi bağ oluşuyordur belki bu yüzden...

bence  beraber bişeyler yapmış oluyoruz :D ve bu da çok güzel oluyor..

beni blogcu arkadaşım missing86 sobelemiş .soruları da diğer sobelerden baya farklı ve hoş görünüyor...

neyse başlıyorum ben... NOT:istemeyen arkadaşlar cevaplamak zorunda değil :)

 

1.Ve sen gidiyorsun : .....................?

ardında buruk bir kalp bıraktığını bile bile gidiyorsun....

2.Söylenmesi en zor sözcükler:................? 

sevgiyi yansıtan sözcüklerdir.çünkü sevgi herkes için çok değerlidir ve bu yüzden her zaman da çok zordur diye düşünüyorum.... 

3.Sizin için yağmurdan sonrası,ne ifade ediyor:.......................?

yağmur benim için huzuru,saflığı temsil ediyor...

nedense içime bir huzur doluyo ve nedense hep soğuk havaların beni yansıttığını düşünürüm ...

yağmur aslında çoğu şeyi anlatır ama şimdi sözcüklerle anlatılamaz diyeyim en iyisi :) sıyrılayım yani...yoksa ya çok uzayacak yada saçma gelicek...

4.Burçak Çerezcioğlu:.................?

mavi saçlı kız...

kitap okumayı çok sevdiğim halde okumadığım bi roman...

çok bir bilgim yok ama...?!

orta 3 teyken kız arkadaşların çoğu okuduğunu söylemişti.bi okumayan ben mi kalmışım ne :( hemen alsam iyi olcak...

5.Seni sobeleyeni nasıl bilirsin???

:D missing86 bu soruları kendisi hazırladığı için kendini kendisi anlatıvermiş orda  ama  şimdi benim onu nasıl tanıdığımı nasıl bildiğimi yazmam gerek...

missing86 yı ...?hmm ne diyim ki şimdi aklıma bişey gelmiyor ama çok sevdiğim bi blogcu arkadaşım.yazıları da bi o kadar güzel ki anlatışı herşeyiyle bence güzel yazıyor...bazı yönlerini kendime benzetiyorum.bazı yazılarında kendimi de gördüğüm oluyor...benim için değerli biri... blogların kelebeği :)

aslında belki daha da anlatılırsın ama işte ben varya bazen aklım duruyor.sözcükleri bulamıyorum...

 

neyse

şimdi sobeleyeceğim kişileri sayıyorum :)

yada ben saymayayım.bu yazımı okuyan arkadaşları sobelemiş olayım...

bu arada zorlamada yok tabi...

eee kolay gelsin...

NOT:bu arada biraz saçma konuşmuşsam kusuruma bakmayın.kendimi iyi hissetmiyorum...

isimsiz cadı.

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/11/2007 - EVDEKİ KAZA(hem komik ,hem değil)

Aslında başka yazı koymak için hazırlanıyordum ki birde baktım zil çaldı.Kalkıp açtım.Bizim kapıcı(bunu küçümser gibi kullanmayı sevmiyorum ama tanımak amaçlı.) abi...

neyse ekmek alacağım.karşı komşu konuşturmadı beni.Zaten bu da çok sinir olduğum bi durumdur.ben açıyorum ilk kapıyı.bayan ordan çıkıp lak lak konuşmaya tutuluyor.Olmaz ki ...benim işim bitecek hemen.soınra uzun uzun istediğin kadar konuş.değil mi ama?

Neyse madem öyle dinleyelim bakalım ne soruyo bu sefer.

^ya bizim kalorifer patladı.^

''Nasıl olur?''

^ne bilim gece saat 1 de ...^diye devam etti.

başta dinlemiyordum.sonra dinlediğim bunlardı...meğerse gece saat birde kalorifer borusu patlamış

kızı çıktı ordan devam etti...

^ya şu beyaz yer varya hani çeviriyorsun.(açıp kapatma yerinden bahsediyor)orası tümüyle koptu.su bastı evi^

bayan devam etti...

^yani hani musluğu açarsın ya öyle foş diye fışkırdı^

 

Bunları duyunca beni gülme tuttu.tabi saygısızlık olmasın.ağzımı kapattım.görmesinler diye de hemen sustum...

Şimdi siz bana bunda gülecek ne var.evi su basmış.sen kalkmış gülüyorsun dersiniz de benim asıl güldüğüm şey kendimdim.

yani kendime gülüyordum...

geçen yıllarda bizimde başımıza böyle bişey gelmişti.

ama o zaman suçlu bendim.vidayı sıkıştırayım derken bi bakmışım açılmış.tüm sular foşş diye suratıma fışkırdı...tabi ben bağırdım.Evdekiler koştular geldiler.su durmak bilmiyordu.zar zor sonunda yaptılar.ve ben azar işittim.tabi allahtan su sıcak değildi.yanardı suratım...Çok sakarım ben ya çok.kabul ediyorum :)

bu arada suratımın hal,i nasıldı biliyor musunuz?su kirliydi tabi.benim suratım kararmış.kirlenmişti :)

kaç gün boyunca evde temizlik yapıldı...

 

komşunun başına da geldiğini duyunca gülmemek için zor tuttum ama bayan sonun da kendisi de güldü.

musluğu açar gibi oldu deyince güldü.bende güldüm.ev ne oldu batmadımı dedim.batmaz mı dedi ...

yani benimki de soruydu sanki.laf olsun maksat...

 

isimsiz cadı

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/11/2007 - ZAMAN

Günler geçiyor...

Söz dinlemeden,kimseyi duymadan geçip gidiyor...

....

kaç gün oldu yazı koymayalı...

Ya bilmediğim bi neden var  artık nete fazla gelmediğim için mi yoksa yazmaya hazır olmadığım için mi bilmiyorum ama yazı eklemiyorum...

***

evet günler öyle geçiyor...

hemde tüm hızıyla...

bazen beynimiz yada kendimiz o kadar şeyle meşgulüzdür ki zamanın nasıl geçtiğini anlamayız bile....o kadar doludur ki hayat...

ama çoğu kez de sorunlar olunca zamanın nasıl geçtiğini farketmeyiz.

sorunlar....

hayatımızın büyük bi bölümünü kaplar.istemesekte o kaplayıverir :)

 

Şu sıralar nasıl olduğumu ben de bilmiyorum.sadece zaman çok hızlı geçiyor gibi geliyor.bugünkü konumuzda bu olsun....

 

tüm blogcu arkadaşlarıma selamlar olsun....

isimsiz cadı

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

***Hayatı akıp giden bir nehir gibi düşün... Ya nerede olduğundan emin olarak kıyıda kal, Ya da hayatın seni başka yerlere götürmesine izin ver***

Bannerim

Graphics by yinebiirgulnihal/YBG

Media Player

<< Aranjues D'amour>>

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

h2so4
oykum57
unutulan
baharla
zuzum
herneyse
acilarparki
annemyok
neslinursema3
mitalca31
tuana82
sekerkizz
yenibirgun
hamelisis
yanlizlikbenimadim
uzlet
shedar
aksamgunesi69
ruhlargemisi
fuadyusufoglu
yakamoz37
bncem bnc
prewar
supriz
lamure
biribenidurdursunn